HAK's profileDUR! Eğer bu sayfaya gir...BlogListsGuestbookMore Tools Help

Blog


    February 28

    Kişisel Değil Ruhsal Gelişim

    RUHSAL GELİŞİM VE PSİKOLOJİ

    ASRIN HASTALIKLARI VE TEDAVİ YOLLARI

    GIYBET
    Gıybet, birbirlerine düşmanlık besleyen, haset eden ve inatla bu kötü haslete sarılanların kullandıkları en alçak silahtır. İzzeti nefis sahibi insanlar, bu pis silaha tenezzül edip kullanmazlar. Ayrıca gıybet, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi salih amelleri de yakar kül eder.


    ENANİYET
    Din düşmanlarının insanları kendilerine çekebilmek, mukaddes davalarını baltalayabilmek için kullandıkları en önemli silahlardan birisidir. Hak davasının hizmetinde bulunan herkes, "ENE" yerine "NAHNÜ"yü, "BEN" yerine "BİZ"i ikame etmelidir. Enaniyetin en tehlikeli yansıması, kıskançlıktır. Hâlbuki bütün müslümanlar ve mü'minler bir vücudun âzâları gibidirler.


    DÜNYA NİMETLERİNİ  KAZANMA HIRSI
    Hırsla dünyaya yönelen, hizmeti terkeden, bütün gayretini derdi maişete yönelten kişi, maksadının zıddıyla karşılık görür. Elindekileri de kaybeder; zelil duruma düşer. Bundan kurtulmanın çaresi dünya malını, nimetlerini hırsla değil, kanaatle talep etmek, tevekküle dört elle sarılmaktır.


    ŞAN VE ŞÖHRET HIRSI
    Ehli imandaki bu zayıf noktayı insî şeytanlar çok kullanırlar. Bir insanı yakalamak, kendilerine çekebilmek için o hissi okşarlar ve kendilerine bağlamaya çalışırlar. Bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için dünyevî işlerde, çalışmalarda ve amellerde İlahi rıza ve ihlâs hedef alınmalıdır.


    REKABET
    Maddî olsun, manevî olsun, bir takım makamlara pek çok insanın namzet olması, bu makamlardan gelen ücretlere çok ellerin uzanması, çok tehlikeli ve hassas bir zemin ortaya çıkarır. Dikkatli hareket edilmediği takdirde, dine hizmet edenlerin arasında vifakın yerini nifakın, ittifakın yerini ihtilafın almasına sebep olur. Böylesi müthiş ve tehlikeli hastalığın merhemi, ilacı ise ihlâstır. Hakperestliği nefisperestliğe tercih etmek bu ihlâsın gereğidir. Bu yolla hakkın hatırı nefsin hatırına galip gelir. Ücretini sadece Allah'tan bekleyen ve isteyen hizmet ehli insanlar, başkalarından gelen maddî ve manevî ücretlerden yüz çevirir.


    DÜŞMANLIK VE İNAT, NİFAK VE ŞİKAK
    Bu hastalıklar manevi hayatı ve kulluğun sıhhatini zedeler; ihlaslı ve adaletli davranmayı engeller. Bu hastalıklara karşı kullanılacak en etkili ilaç, müsbet hareket etmek; yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmektir. "Hak yalnız benim mesleğimdir" yahut "Sadece benim meşrebim güzeldir" demek yerine, "Mesleğim haktır," ya da "Mesleğim diğerlerinden daha güzeldir" anlayışı hâkim olmalıdır.


    KORKU
    Din düşmanları, içtima-i hayattaki hemen her kesimi etkileyebilmek için korku damarını her fırsatta kullanmaya çalışırlar. Ellerindeki imkânları kullanarak, hizmet ehli insanların içlerine korku salmaya, içlerindeki evham ve endişeleri tahrik etmek için sürekli fırsat kollarlar. Bu tehlikeden kurtulmanın çaresi Kur'an kalesine sığınmak, ihlâsla hizmetine devam etmektir.


    TAMAH
    Dünyevî açıdan daha rahat, daha konforlu ve daha lüks yaşayabilme arzusuyla omuzuna yüklendiği hizmeti terk etmek; hatta hizmetin imkânlarını bu yönde kullanmak bu hastalığın en belirgin yansımalarıdır. Böyle davranan kimseler kısa vadede bir şeyler elde etseler de, bu hatalarının cezasını fazlasıyla çekerler. Bu elim hastalığın, iman ve Kur'an hizmetini yerle bir edecek bu illetin en tesirli ilacı "KANAAT" ve "İKTİSAT"tır.

    İSRAF
    İsrafın en belirgin neticesi kanaatsizliktir. Kanaatsizlik ise çalışma şevkini kırar, kişiyi tembelliğe atar. Böyle bir kişi, sürekli olarak hayatından şikâyet etmeye, hep başkalarını suçlamaya başlar. İsrafın tedavisi ise iktisatla olur. İktisat kanaati, kanaat ise şükredebilmeyi öğretir. Şikâyet ve riya kapısını kapatır, ihlâs kapısını açar.


    TEMBELLİK
    Bilindiği gibi tabiatta boşluğa yer yoktur. Bir şeyin boş bıraktığı yer hemen bir başka şey tarafından doldurulur. İmani hizmetlerde de bu böyledir. Kudsî bir davaya hizmet edenler ne kadar büyük bir azimle, ne kadar sıkı bir gayretle çalışırlarsa o kadar çok netice alırlar; muvaffak olurlar. Bu hastalığın yegâne ilacı, ifa edilen vazifenin çok kudsî ve ulvî olarak görülmesi; bu yolda harcanan her bir saatin bir gün ibadet hükmüne geçebilecek bir kıymette olduğunu idrak etmeleridir.

     
    KALP GÖRÜNTÜMÜZ(Kalbin hastalık belirtileri, bulaşma yolları ve tedavisi)


    Bedenlerimiz, dillerimiz ne derse desin; Rabbimiz kalplere bakıyor.
    Kalplerin durumu, gerçek durumumuzdur.

    “Kalpler ya, pürüzsüzdür ya da hastalıklıdır veya ölüdür.”


    Kalpte hastalık belirtileri:

    Günahlara karşı bağışıklık, kimi zaman nifaka geçiş belirtileri,
    riyakârlık, Allah’tan korkar gibi insanlardan ve elindekilerden korkma,
    İbadetlerde istikrarsızlık, isteksizlik, vesvese, Kur’an’dan, âfetlerden, ölümden, öğüdden etkilenmeme,
    Göğüs darlığı, geçimsizlik, Allah’a isyana karşı tepkisizlik, sivrilme, baş olma temayülü,
    Şehvetlerin baskısına dayanamama, cimrilik, korkaklık, müslümanların ahvaline karşı alakasızlık,
    İbadetlerde önemli-önemsiz, büyük-küçük ayırımı yapma, apınırcasına bir dünya sevdası..


    Hastalık nasıl bulaşıyor?

    Karma ve karışmaya karşı tedbirsizlik. Ev ve iş ortamının imanî
    yapıdan uzak kimselerden oluşması. Mü’min bir cemaatten, iman
    kardeşlerinden uzak kalma. Hasan Basrî diyor ki: “Kardeşlerimiz bizim
    için ailelerimizden daha değerlidir. Ailemiz bize dünyayı, onlar
    ahireti hatırlatıyor.” Salih insanların örnekliğinden yoksun kalma.
    Yiyeceklerde haram ve şüphenin izleri. Gözün gördüklerine sınır koymama.
    Şeytanın “sonra” parolasına aldanma. Cemaatle namazı terk. Zenginlerle çok içli dışlı olma.
    *Dinde tartışma çıkaran; Allah’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini
    gazete haberi gibi evirip çevirenlerin arasında kalma. Müzik fitnesine takılma.
    Allah’ın düşmanlarına benzeşen bir yaşam tarzı sergileme. Kadınların erkeklere, erkeklerin kadınlara benzeşmesi.
    Bir yolla zulme bulaşma. Küçük günahları küçümseme. Ana-baba hukukuna riayet etmeme.
    Dinî bilgilerde yüzeysellik. Bir ders halkasına katılamama. Sınırsız denebilecek emellerde boğulma.
    Uyku, yemek ve vakit israfında aşırılık. İmtihanın sırlarını, Sünnetullahı anlayamayanlarda umutsuzluk.
    Bir sosyal hizmet halkasında bulunmaktan mahrumiyet.


    Tedavi:

    İyileşme için farz ve nafile ibadetlerden sonra ilk ilaç, Kur’an’a
    sarılmaktır; okuyarak, çözerek, tefekkür ederek, yayılması için gayret ederek.
    Günahlardan tövbe edip, geçmiş ibadetlerin kazalarını yapmak. Günah zeminine yaklaşmamak.
    Salihlerle beraberliği artırmak. Eğlenceyi azaltmak. Kardeşler arası kardeşlik hukukunu faal hale getirmek; birbirlerinin
    hayrını isteme ve kötülüğünü engellemede samimilik. Başta ilmihal olmak üzere, din ilimlerinde öğrenme gayretinde olmak.
    Kabir ziyaretinde bulunmak. Vakıf-dernek faaliyetlerine katılmak. Bilhassa yetimlerle ilgili bir hayırda bulunmak.
    İbni Kayyım diyor ki:
    Bir kalp;
    Günahtan tevbe edinceye kadar sahibini sıkıştırıyorsa, Zikirsiz, ibadetsiz bir günü sıkıntılı görüyorsa,
    İbadet ederken yemekten-içmekten daha çok zevk alıyorsa, Virdini unuttuğunda malını kaybetmiş gibi üzülüyorsa,
    Namaza durduğunda dertlerini unutuyorsa, Vakit harcamada cimri ise, Bir amelden çok o amelin kabul olması ile ilgileniyorsa..
    O kalp diridir...

    DUA UFKU

    Image and video hosting by TinyPic
    DUA  UFKU
    Image and video hosting by TinyPic


    Gelin Dua Edelim...

    RABBİM; Bana katından tertemiz bir nesil hediye et. Kuşkusuz Sen duaları hakkıyla işitensin
    RABBİM; Beni bana ve ana-babama verdiğin nimetine şükretmeyi, Senin razı olacağın Salih amel işlemeye sevk eyle. Soyumdan da bana salıh (evlatlar) nasip et. Ben hakikaten Sana tevbe ettim. Ben gerçekten Müslümanlardanım.

    RABBİM; Bilgim olmayan şeyi senden istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamazsan, beni esirgemezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.

    RABBİM; Beni ana-babamı, mü'min olarak evime girenleri, iman etmiş erkekleri ve iman etmiş kadınları bağışla.

    RABBİM; İlmimi arttır.

    RABBİM; Şeytanların kışkırtmasından Sana sığınırım. Rabbim onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım.

    RABBİM; Ben gerçekten nefsime zulmettim. Artık beni bağışla.

    RABBİM; Beni namaza devam eden kıl. Soyumdan gelenleride, Rabbim duamı kabul buyur.

    RABBİM; Bana bir hüküm ihsan eyle, beni Salih olanlara kat, sonrakiler arasında bana ait bir "doğruluk dili" ver. Beni Naim Cennetinin mirascılarından kıl.

    RABBİM; Beni tek başıma bırakma, Sen varislerin en hayırlısısın.

    RABBİM; Göğsümü genişlet, işimi bana kolay kıl, dilimden düğümü çöz ki sözümü iyice anlasınlar.
    RABBİM !Tembellikten ve ihtiyarlığın dertlerinden Sana sığınırım.

    Cehennemdeki ve kabirdeki azaptan Sana sığınırım.

    Bugün ve daha sonraki günlerin hayrını Sen'den ister, bugün ve daha sonraki günlerin şerrinden Sana sığınırım.
    AMİİNNN...

    Kıssadan Hisseler

    Image and video hosting by TinyPic
    KISSADAN HİSSE 
    Image and video hosting by TinyPic

             
     
     
     
     
    SARAY
    Kusursuz bir padişah var ve bu padişah muhteşem bir saray inşa etmek istiyor.Sarayı kuruyor ve sarayın içini öyle güzel sanatlarla süslüyor ki duvarlarını çeşit çeşit resimlerle, içini gözalıcı süs eşyalarıyla ve çeşit çeşit tabaklarda yemeklerle, meyvelerle ve renklerle süslüyor.Ve bu yaptığı sarayı anlamlı hale getirmek için saraya veziriyle insanları davet etmek istiyor.Vezirine diyor ki: Al bu fermanı git insanlara ferman et sarayda büyük bir ziyafet var herkese duyur...Vezir denileni aynen yapıyor.Bu fermanı duyan herkes saraya akın akın geliyor.Ama insanlar iki şekilde saraya giriyorlar. Birinci kısım insanlar saraya girer girmez saraydaki göz alıcı meyvelere, yemeklere odaklanıp masaya hücum ediyor ve günlerce yiyip içip yatarak gaflete düşüyorlar. İkinci kısım insanlar ise saraya girdiğinde o sanatlı ve muhteşem yapılar dikkatini çekiyor ve onları incelemeye bu sanatların nasıl yapıldığını anlamaya ve o sanatlardan onu yapanı anlamaya çalışıyorlar.Anladıkça büyük bir haz ve zevk alıyorlar ve padişahı merak ediyorlar.Padişahı öyle merak ediyorlar ki sarayda usulüne göre gezip padişahın kızacağı şekilde hareketlerden kaçınıyorlar ve ona bağlanıyorlar.Yemeklere odaklananlar ise padişahı hiç düşünmüyor ve sarayda usulsüz, görgüsüz bir şekilde yiyip içip yatıyorlar.Padişah birinci grubu neden sarayımda benim kurallarıma uymak yerine kendi başınıza hareket ettiniz diyerek hapse atıyor. İkinci gruba ise siz sarayda adabına uygun gezdiniz ve sanatlarımı incelediniz ve beni takdir edip bana hayran kaldınız diyerek bir kapı daha açıyor ve siz bu kapıdan girin o kapının arkasında bu saraydan daha güzel bir saray daha var.İşte o sarayda ben varım diyor ve onları çok daha güzel bir saraya alıyor.
    Şimdi bu hikayeyi daha iyi anlamak için somutlaştıralım.

    Padişah:Allah

    Saray: Kainat dolayısıyla dünya sarayı

    Vezir: Peygamberimiz (s.a.v.)

    Fermanı: Kur'an-ı Kerim

    Saraydaki süslü sanatlar ve süs eşyaları:Deniz, gökyüzü, çimenler, çiçekler, ağaçlar, kuşlar, hayvanlar, dağlar, ovalar,yıldızlar, güneş, ay, rüzgarlar, kelebekler,toprak,  vs. vs..

    Saraydaki meyveler ve yemekler:Elma ağaçları, muz ağaçları, erik ağaçları, kavun, karpuz, dometes, buğday (ve tek bir topraktan çıkan çeşit çeşit nimetler, ve tek bir toprakla insanların beslenmesini sağlayan büm bitkiler yemekler meyveler.. Vs.. vs...)

    Saraya Giren Birinci Kısım İnsanlar:Dünyaya niçin geldiğini unutup sadece karınlarını doyurmaya odaklanan, işe, makama, şöhrete, odaklanıp dünyayı sadece bedenen yaşaması için çalışması gereken bir yer olarak gören ve sonsuz nimetlerden sonsuz istifade edip saray sahibini ve yaratıcısını hiç düşünmeyen delalete düşmüş ve gafletele yaşayan insanlar.

    İkinci Kısım İnsanlar: Nimetlerden istifade edip aynı zamanda şükrünü de eda eden, daima kainattaki güzel sanatları bakarak tefekkür içerisinde olan ve herşeyde Yaratıcının bir parçasını görebilen ve onları gördükçe de imanları artan insanlar...

    Hapis:Cehennem

    İkinci Kapı:Cennet Kapısı

    Sözün özü:Acaba biz bu dünyada hangi kısım insanlar arasındayız.Bu saraya davetliyiz.Saray bizim değilken bizimmişçesine yaşayanlardan mı yoksa misafirliğimizi bilip misafir gibi davrananlardan mı?

    Kaynak: Risalelerden Esinlenerek Yazılmıştır.
                                
     
     
         
     

             
     
     
     
                            ALLAH BENİ AFFEDER
    Adamın biri Şuayb peygambere:
    - "Allah benim birçok günahımı ve hatamı gördüğü halde beni lütuf ve keremiyle cezalandırmıyor."
     Allah-ü Teala Şuayb'a (a.s) şöyle vahyetti:
     - "O kulum, ben bu kadar günah ettim de, Allah beni keremiyle cezalandırmıyor, diyor. Ona söyle ki: 
     - "Ey doğru yolu bırakarak, yanlışa yönelmiş adam! Sen tersini söylüyorsun. Allah seni öylesine imtihan ediyor ve cezalandırıyor ki, senin günahtan kararmış simsiyah kalbin ve günahların etkisiyle zincirler içindeki bedenin bunu farkedemiyor. Fakat yine de Benden ümidini kesmesin. Bana sığınsın, Bana dönsün."
    Şuayb aleyhisselam Allah'ın kendisine bildirdiği sözleri
    - "Allah beni cezalandırmıyor" diyen kimseye söyleyince, o günahkar kimse de güzel tesir uyandı. Şuayb aleyhisselama sordu:
    - "Eğer beni cezalandırıyorsa hani belirtisi?"
     Şuayb peygamber:
    - "Ya Rabbi! O adam bu söze karşı savunmada bulunuyor ve Senin verdiğin cezayı bilmek istiyor.
     Cenab-ı Hak buyurdu:
     - "Ben Settarım, örtücüyüm. Fakat işaret söyleyebilirim. Onu beğenmediğimin işareti: O itaat ettiğini sanıyor, oruç tutuyor, namaz kılıyor fakat namazdan, zekattan ve başka ibadetlerin hiç birinden zerre kadar zevk almıyor. Yüksek ibadetlerde ve amellerde bulunuyor, fakat zerre kadar mutluluk duymuyor. İtaatlerin mahsul vermesi için kalbde manevi bir zevk lazımdır."

    KISSADAN HİSSELER
    *"Allah affeder" deyip günahta ısrar edenler en büyük yanlış içindedirler.
    *Demir paslandığı gibi kalbler de kararır.
    *Kul bir günah işlediğinde kalbde siyah bir leke oluşur. Tevbe ederse bu leke silinir. Günahına devam eder ve tevbe etmezse nihayet o siyah noktalar kalbi simsiyah eder.
     *İbadetin ruhu, özü, ibadetten zevk almaktır. Eğer alınmıyor ise Allah'ın beğenmediğini anlayıp hemen tevbe etmelidir.
                                
     
     
         
     

    DUYGU LİMANI

    Image and video hosting by TinyPic
    DUYGU  LİMANI 
    Image and video hosting by TinyPic




     


    February 27

    Tam Tefekkürlük Kısa Kısa Notlar(Düşünen İnsan İçin)

    Image and video hosting by TinyPic
    TEFEKKÜR  İKLİMİ
    Image and video hosting by TinyPic

     

    İNSAN YÜKÜ
    Terazinin bir kefesine deve olmakla yük taşımak, diğer kefesine de insan olmakla ibadet etmek konulsa ve seçme ihtiyârı bize bırakılmış olsa idi hangisini seçecektik? Elbetteki insanlığı. O halde, deve yükünü taşırken, biz niçin ibadetimizi yapmıyoruz?


    DÜNYADAKİ SÜT IRMAKLARI
    Rezzâk-ı Zülcelâl’in her gün insanî validelerden tâ koyunlara ve kedilere kadar bütün memeli hayvanlar kanalıyla bu dünya yüzüne akıttığı sütleri bir araya toplasanız birçok büyük nehirler meydana gelir. Cennetteki süt ırmaklarını aklına sığıştıramayanlar her gün yeryüzünde akan bu ve benzeri binlerce nehire hiç nazar etmiyorlar mı?


    GERÇEK KAZANÇ
    Bir insanın elinde altından yapılmış antika bir çekiç bulunsa, o insan bu çekiçle taş yontup para kazandığı takdirde, kâr ettiğini iddia edemez. Zira, çekici taşa her vuruşunda beş kuruş kazanmaya bedel belki beş yüz lira zarar etmektedir. Bizler de herhangi bir dünyevî menfaat elde ettiğimiz zaman sevinirken, neyi kaybettiğimizi ve hangi âletleri yıprattığımızı bilemiyoruz. Bu harika ve cihanbaha aletlerle techiz edilen insan, sarfettiği ömür neticesinde Hâlik-ı Ezel ve Ebedin rızası ve dolayısıyla da ebedî saadetten başka neyi kazansa zarar, hattâ iflâs etmiş demektir.


    BAL YAPMAK ARIYI HAYVANLIKTAN ÇIKARMAZ

    Arının yaptığı işi yüzlerce fen adamı yapamadığı halde, odamızdan içeriye bir arının girmesi halinde ona ne hürmet gösteriyor ve ne de ayağa kalkıyoruz. Bal yapmak arıyı hayvanlıktan kurtaramadığı gibi, manevi-yatı unutarak sadece dünyevî bir meslekte terakki etmek de bir kimsenin insaniyetini tekamül ettirmemektedir. Madde ile mânâyı, akıl ile kalbi beraber götüren muhterem zatlar bahsimizden hariçtir.


    UYKUDAKİ İNSAN

    Yumurta içindeki civcivin kâinattan habersiz olması gibi, biz de kâinat yumurtası içinde ahiretin keyfiyet ve mahiyetinden bihaber yaşıyoruz. Ölümle bu yumurtanın kabuğunu delmiş olacağız.İnsanlar uykudadır. Ölünce dirilirler. (Hz. Muhammed)


    TUHAF BİR DÜNYA
    Dünya süslü bezekli bir gelin gibi herkesin yüzüne gülmüş, fakat kimseyle evlenmemiştir. Dünyanın bu keyfiyetini anlayan zatlar, ona yüz vermemişler.


    İNSANIN KIYAMETİ
    “Bize yetmiş sene sonra kıyametin kopacağı haber verilse, bütün sefahat ve zevkleri bırakıp Allah’ın rızasını tahsile çalışır ve ancak ölmeyecek kadar dünya ile uğraşırdık. Halbuki yetmiş seneye kalmadan bizim kıyametimiz kopacak ve kendi hususi dünyamız başımıza yıkılacaktır. Öyle ise neden uhrevi amellerde lâkaydlık gösteriyoruz?”


    BEYİN ESTETİĞİ
    Daha güzel olmak için burnumu değiştirmek istedim. Burnum dile gelip dedi ki:
    - Beni değil, kafanı değiştir!


    AHİRETE GİDEN DÜNYA GEMİSİ
    Dünya gemisi üzerinde her an seyahat eden insanın, ben âhirete gitmem, demesi ne kadar ahmakânedir. Bu gemi âhirete gitmektedir. Gitmemeye kudreti yeten var ise, buyursun aşağı insin.


    GÜRÜLTÜSÜNDEN GEÇİLMEYEN İNSANLAR
    Şekerle elmayı mukayese ettikten sonra şeker fabrikasındaki gürültü ve haşmetle, elma ağacındaki sükûnet ve tevazuya dikkat ediniz. Kendisinde küçük bir fazilet görünür görünmez gürültüsünden geçilmeyen insanlar bu misâldeki şeker fabrikasını andırır.


    İŞ ODUNDA DEĞİL
    İnsanlar, Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı odundan ancak tahta, tahtadan masa ve sandalye gibi şeyler yapabilmektedir. O Kadir-i Mutlak ise odundan meyve yapıyor, yaprak ve çiçek çıkarıyor. Demek ki iş odunda değil, ustadadır. Aynı şekilde insanlar topraktan çömlek yapmakta, Sâni-i Kâinat ise topraktan insan yapmaktadır.


    İNSAN HEYKELİ

    İnsan bir heykele bakınca hemen heykeltraşı hatırlıyor. Buna mukabil âyinede kendisine bakınca, sadece kendisiyle alâkadar oluyor. Halbuki, bu halde kendisinin yaratıcısı ve sânii olan Allahü Teâlâ’yı hatırlaması icabetmez mi?


    KENDİNE TANRI YARATAN İNSAN

    İnsan bir heykele bakınca hemen heykeltraşı hatırlıyor. Buna mukabil âyinede kendisine bakınca, sadece kendisiyle alâkadar oluyor. Halbuki, bu halde kendisinin yaratıcısı ve sânii olan Allahü Teâlâ’yı hatırlaması icabetmez mi?


    KÖKSÜZLER
    Malum, Osmanlı’dan nefret eden torunları vardır Türkiye’de. Büyük fikir babası Necip Fazıl Kısakürek bu konu hakkında bir çift söz söyler:“Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür!”

    EN BÜYÜK İNKILAP
    İnsanlık, cehalet ve küfrün vahşetleri içinde bocalayıp durduğu bir dönemde, o vahşi muhilde bir aydınlık tufanı halinde zuhur edip, bir hamlede dünyaları nura gark etme gibi, tarihin emsalini gösteremediği en büyük inkılâp bir kere olmuş ve o da Kur'an'la gerçekleştirilmiştir. Şâhid olarak tarih yeter!


    SİNEK VIZILTISI MİSALİ
    "Ey Müslümanlar! Siz insan değil de sinek olsaydınız vızıltınız İngilizlerin kulaklarını sağır ederdi." Bu söz Cemaleddin Afgani tarafından işgal altında olan İslam coğrafyasındaki ümmeti uyandırmak ve ne kadar büyük bir güce sahip olduklarını onlara hatırlatmak, adeta onları silkelemek için ümme söylenmiştir.


    YEŞEREN TOPRAKLAR
    Gelen kuraklıklar ve felaketler ile cansızlaşan şu Anadolu topraklarına bir gün rahmet yağmurları damlayacak va üstüne güneş doğacak. Belki de göreceksiniz ki eskisinden daha da canlı olacak bu garip topraklar. Yeter ki sağlam bir inanç üzerinde olunsun!


    BUĞDAY ÖĞÜTEN DEĞİRMEN KONUŞUYOR
    “Ey bana bakan gafiller! Gözlerinizi iyice açın, bana iyice bakın. Çünkü ben bu dünyanın örneğiyim. Bana koyduğunuz buğdaylar da dünyaya gelen insanların aynısıdır. Konulan taneleri ben iki taşın arasında yuvarlaya yuvarlaya kırıp ufaltırım. Ve istenilen şekle geldiklerinde bulgur olurlar, onları dışarı atarım. Yeni gelenlerle uğraşırım. Dünya da insanları gökyüzü ile yer arasında türlü belâlar ve imtihanlarla ezer. Bunları olgunlaştırır. Yani dünya, her insanı kaderinde olan ömrü tamamlanınca mezara atar ve yeni insanlarla ilgilenmeye başlar.


    KAİNAT BOŞ İŞLER İÇİN YARATILMADI
    Bir kimyager büyük bir itina ve çalışma sonucu her yaprağı on milyon lira kıymetinde olan gayet güzel ve eşsiz çiçekler yapsa ve bunları âdi bir saman çöpüymüş gibi keçilere yedirse ne kadar abes olur. O halde , her bir organı milyarlarca liraya değişilmeyecek kadar kıymetli olan insanları, elbette ki Hakîm-i Zülkemâl olan Allah (c.c) sadece ve sadece toprak altındaki kurt ve böceklere yedirmek için yaratmamıştır.


    Keyfince Lügat



    DUYMAK: Kalbini duymayanlar Rabbini duymayanlar sırasına geçiyor.

    YOLCU: Arkana bakma! Çık git! Ne kadar da bağlısın bu dünyaya! Hepsi burada
    kalacak.Cennetine yürü!
    UÇMAK: Cömert ol, cömert! Hiçbir şey senin değil.Çocukluğu bırak, bırak şu (kıs
    kıs) kısmayı. Sana-ille de- lazım olanlar belli. At şu fazlalıkları! Bunca
    yükle uçabilir misin!
    YÜK: Dünyanın yükünün ne olduğunu bilmeyenler, dünyanın yükünü zayıf bellerine yük ederler.

    YANLIŞ HESAP: Dünya bizi sırtında taşıyacakken…biz sırtlanmışsak…

    DEĞİŞMEK: Kaç kelimen var? Kelimesiz olmaz. Git kelime biriktir.Her kelime/n/den sonra değiştiğini göreceksin.

    CUMHURİYET: Sen bir cumhuriyetsin. Sınırlarını ve sinirlerini iyi muhafaza
    et.Efsunkar bir hürriyetin olsun.

    HÜRRİYET: Söyleyeceklerin varsa söyle de…Sen bana karışma, ben sana
    karışmayayım…Karışmam sonra!

    İLAN-I CEHALET: Ezberinde birkaç mısra, birkaç cümle, mırıldanacağın beste kırıntıları var mı?
     "Yok!"sa "kırıtıp" durma karşımda! Git şurdan!
    "Cehalet Ağa" ile yüz yüze kalmak istemiyorum. Git de adını değiştir gel! Çok kolay değil yalnız;
    ona göre! Ben mi? Bu cümleler de cehaletimi ilana yarıyor "benim." Yeter mi?

    YAZMAK: Yazmak; cehaletin arttığını gösteren aynalardır.

    MUHTAÇ:
    Kapını aç, kalbini aç; açlar sana muht/aç.

    SEN:
    Kitabı okuduğun gibi kendini de oku;sen de bir kitapsın.

    GÜL/DİKEN/DOST:
    Gülleri koklarken elinize diken battığı olmuştur.
    O zaman gülü kaldırıp atıyor musunuz!Dostlarınız da öyle…öyle atamazsınız.

    MİSAFİR:
    Dünya, sonsuz yolculukta bir nefesçik durak. Mola… Yayılma,yayılma!

    Şimdi,birazdan,hemen,kaşla göz arası,beklediğimiz/beklemediğimiz bir anda:
    "Haydi!" diyecekler "Haydi!" Malın mülkün, samur kürkün eteğinden
    çekmediğinde… İşte o zaman anlayacaksın:"Azıcık aşım,kaygısız başım."
    sözünün özünü.

    HALVET:
    Arada bir de olsa kendinle baş başa gelemiyor, kalamıyorsan…"Kendini
    kendine dost kabul etmiyor musun yoksa?! Bunu arada kendine sor da bir öğren.
     Bana da haber ver!

    ÖLÜMLÜ VE GURURLU:
    Karac'oğlan: "Üç derdim var birbirinden seçilmez:/
    Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm." der.
    Zaman geçse de dertler aynı. Avunmaya çalışma evinle, arabanla…
    Ayrılığa,yoksulluğa,ölüme bir çaren var mı?
     Yok! O zaman Nemrutluğu,deccallığı bırak.Hem ölümlüsün hem de gururlu!
    Bu ikisini nasıl yan yana getiriyorsun?Ciddi misin?

    İŞİMİZ ALLAH'A KALMIŞ:
    Toprağı "nar" yapan değilsen,ihtiyaçların bitmiyorsa…
     secdeden başka varacağın yer yok. Senin gücün de yok!İşimiz Allah'a kalmış.
     İyi ki O'na kalmış. O'na kalmayan işler…kalır. Hay'dan gelip Hu'ya gidiyoruz.Ne sandın ya!
    BESTE: Denize bakıp deniz;muma bakıp mum;yağmura bakıp yağmur
    olamıyorsan… Yoksa bu âlemin rotasında,potasında değil misin?Bu bestenin bir notası da sensin.
    Notadan da öte sen bir bestesin. * (BU) SEVDA: Beter olsun bu sevda;yeter olmasın.

    HAYAT VE ÖLÜM: Hayatın yoksa,ölümün de yoktur;hayatın varsa, ölümün de yoktur!

    BİR ÖZÜR (DİLEMESİ:)
    Kusura bakmayın alışveriş yapamayacağım;
    yanıma kelimelerimi almayı unutmuşum da!   

    Büyük Düşünürlerden Büyük Sözler


    Image and video hosting by TinyPic
    BÜYÜK DÜŞÜNÜRLERDEN
    BÜYÜK SÖZLER
    Image and video hosting by TinyPic

     
     

    İLİM ÜZERİNE

    Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz - (Hadis-i Şerif)
    Faydasız ilimden Allah’a sığınırız - (Hadis-i Şerif)
    Bana bir harf öğretenin kölesi olurum - (Hz.Ali r.a.)
    İlim ilim bilmektir, ilim, kendin bilmektir - (Yunus Emre)
    İlim öyle bir şeydir ki, sen ona tam gücünü  vermedikçe o sana yarısını bile vermez - (Ebu Yusuf)
    İnsan ne kadar az bilirse o kadar çok bildiğini  sanır - (Rousseau)
    İlim servetten daha kıymetlidir. Çünkü, serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur - (Hz.Ali r.a.)
    İlim, bölüşüldükçe artan hazinedir - (Bhartrihari)
    Bilmeyene yazıklar olsun, bilipde yapmayana yetmiş defa yazık olsun - (Ebu’d Derda)
    Bütün bildiğim şey birşey bilmediğimdir - (Socrates)


    AHLAK ÜZERİNE

    Ahlak cemiyetin temelidir - De Chateaaubriand
    Ahlak da sanatta olduğu gibi hiç konuşulmaz, ancak yaşanır - Ernest Renan
    Ahlak kanunlarını çiğnemeye hiç gelmez, hemen öçlerini alırlar - Tolstoy
    Ahlak olmayan yerde kanun bir şey yapamaz - Napolyon
    Ahlakın çoğaldığı yerde devletin masrafı azalır - Corci Zeydan
    Allah’ım, senden sabır, afiyet ve güzel ahlak isterim - Hadis-i Şerif
    Asıl yetimler anadan babadan değil ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır - Hz.Ali  r.a.
    Ben ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderildim - Hadis-i Şerif
    Bir milletin ahlakı dişleri gibidir. Çürüğdü nisbette acısını hisseder - Bernard Shaw
    Güneşin, buz eritmesi gibi, güzel ahlak da günahları eritir - Hadis-i Şerif
    Güzel ahlak; cömertlik, bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür - Hasan-ı Basri
    Her binanın bir temeli var. İslam binasının temeli de güzel ahlaktır - Abdullah bin Abbas
    İnsanlara verilen şeylerin en hayırlısı güzel ahlaktır - Hadis-i Şerif
    Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler - Çiçero
    Sirke balı  bozduğu gibi, kötü ahlak da ameli  bozar - Hadis-i Şerif
    Sizin en hayırlınız, ahlakı en güzel olandır. Hadis-i Şerif


    ÖLÜM ÜZERİNE

    - Ana rahminden geldik pazara bir kefen aldık döndük mezara. (Yunus Emre)
    - Ölüm, ölene bayram, bayrama sevinmek var, oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var! (Necip Fazıl Kısakürek)
    - İnsan, ne idrâksiz mahlûktur! Herkes kimsenin sağ kalmadığını bilir de, kendi öleceğine inanmak istemez. (Namık Kemal)
    - Ölümden niye korkacağım ki, ben varken o yoktur, o gelince de ben olmayacağım. (Goethe)
    - Neylersin ölüm herkesin başında uyudun uyanmadın olacak, kimbilir nerede nasıl kaç yaşında bir anmazlık saltanatın olacak o taht misali musalla taşında. (Necip Fazıl Kısakürek)
    - Ölüm kölenin özgürlüğüdür. (Nikki Giovanni)
    - Ölümü düşünmeme,kalbin paslı olmasından ileri gelir;ölüm korkusu da yakinin azlığından. (Bediüzzaman Said-i Nursi)
    - Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim. (Montaigne)
    - İnsanlar uykudadır, öldikleri vakit uyanırlar. (Hz. Muhammed)
    - Ölenin kıyameti kopmuştur. (Hz. Muhammed)
    - Üç şey ölümün ardından kabre gider: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi döner, birisi kalır. Dönenler: ailesi ve malı, kalan da: amelidir. (Hz. Muhammed)

    NECİP FAZILDAN KISA KISA...

    AŞK VE KORKU
    Aşk korkuya peçedir , korkuda aşka perde,
    Allah 'tan nasıl korkmaz , insan O ' nu severde..


    YAKINLIK
    Neye yaklaşsam , sonu uzaklık ve kırgınlık;
    Anla ki , yok Allah ' tan başkasıyla yakınlık...


    TEK KELİME
    Ne var ki , pazarlığa girişecek ecelle ;
    Sermayem tek kelime , ALLAH azza ve celle....


    LÛGAT
    Tutuşturanlar , lûgat kitabını elime ,
    Bilsin : Allah ' tan başka bilmiyorum kelime..


    YÜK
    Bu yük senden Allah 'ım , çekeceğim , naçarım !
    Senden sana sığınır, senden sana kaçarım !


    ÖLÇÜ
    Müjdecim,kurtarıcım,efendim,peygamberim;
    Sana uymayan ölçü,hayat olsa teperim!


    SANAT
    Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış
    Marifet bu, gerisi çelik çomakmış…


    GÜZEL ŞEY
    Ölüm güzel şey;budur perde ardından haber
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?


    YOBAZ
    Gökler ağlıyor biz ağlamışız çok mu?
    Bize yobaz diyorlar haberin yok mu?
    Desinler her ne derlerse desinler
    Allah için yobaz olmuşuz çok mu?


    MÜJDE
    Öleceğiz; müjdeler olsun,müjdeler olsun
    Ölümü de öldüren rabbe şükürler olsun.


    1000 YIL SONRA TARİH
    Bin sene evvel, iğne uciyle delindi zar;
    Resûlden haber geldi, mezarsız öldü Sezar!..


    AKIL
    Akıl, akıl olsaydı ismi gönül olurdu;
    Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu


    ANLAMAK
    Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var;
    Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var...


    ALLAH VE ŞERİAT
    Ne iştir, yarı iman, yarı inkâr giderler;
    Güneşe var derler de ışığına yok derler!..


    AYRILIK
    Hep ayrılık; isteğe erince istek ölür,
    Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...


    AŞK
    Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi;
    Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...


    BEN
    Bu gövde, bu baş, bu göz benim; ya ben nerdeyim?
    Düşen perdeler boyu ulaşılmaz yerdeyim.


    BESBELLİ
    Temelsiz akıl Hakka delil ister temelli;
    Delil "besbelli"dedir, besbelli ki, besbelli...


    BU DÜNYA
    Bu dünya bir tamam’dan eksiklikler âlemi;
    Kopuşlar, ayrılıklar, kesiklikler âlemi…


    BÜYÜK RANDEVU
    Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
    Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?


    CEMAAT
    Sözde İslâm... Bir ferdi bir ferdine kaynamaz;
    Bu halle, utanmadan, camide saf saf namaz!


    DİRİLİŞ
    Hangi lisanda sorsam, Çince mi Maçince mi?
    Ne gün dirileceğiz, Kıyamet gelince mi?


    EKSİK
    Göz attığım her şeyde işte o şeydir eksik;
    Mekân kopuk kopuktur, zaman da kesik kesik…

    BİRİCİK REJİM
    Her fikir, her inanış tek mevsimlik vesselam;
    Zaman ve mekan üstü biricik rejim İSLAM...

    GÖZYAŞI
    Yaradan, rahmetini kahrından üstün saydı;
    Ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı...
    GENÇ ADAM
    Ey genç adam, bu düstur sana emanet olsun;
    Ötelerden habersiz nizama lanet olsun...

    Süper Sorulara Süper Cevaplar

    Image and video hosting by TinyPic
    SÜPER SORULARA
    SÜPER CEVAPLAR
    Image and video hosting by TinyPic

    ALLAH DEVEYİ İĞNE DELİĞİNDEN GEÇİREBİLİR Mİ?
    Necip Fazıl’a, “Allah, deveyi iğnenin deliğinden geçirebilir mi?” diye sormuşlar. “Evet geçirir” demiş. Bunun üzerine “deveyi mi küçültür, yoksa iğneyi mi büyültür?” demişler. Necip Fazıl, İlahi kudretin sonsuzluğunu ifade babında, şu cevabı vermiş: “Ne deveyi küçültür, ne iğneyi büyültür. Gökteki yıldızları senin gözbebeğine sığdırdığı gibi, vızır vızır geçirir.”

    ALLAH BU KADAR İNSANI NASIL HESABA ÇEKECEK?
    Hz. Ali’ye “Allah, bu kadar insanı nasıl hesaba çeker?” diye sorulduğunda: “Nasıl rızıklandırıyorsa öyle” diye cevap vermiştir.

    KADER
    Kenân Rıfâi’ye sormuşlar: “Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?” Rıfâi şu cevabı vermiş: “Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!”


    İNSAN VE TANSİYON
    “İnsan, kâinata hakim bir varlıktır” diyen felsefeciye şu soruyu sormak gerek: “Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kâinata nasıl hakim olur?”

    NEDEN SINAV VAR?
    Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için: “Çocuklar demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?” Çocuklardan biri, soruya karşılık vererek: “Öğretmenim demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize geçerli not vermeyip imtihan ediyor sunuz?”
    Aslına bakarsanız elmas ve kömür ikisi de karbon atomlarından oluşur. Ama değerleri çok farklı. Eğer dünya imtihanı olmasaydı, elmas ruhlu Ebu Bekir, kömür ruhlu Ebu Cehilden ayrılmaz ve herkes aynı seviyede kalır giderdi.

    ALLAHI NEDEN GÖREMİYORUZ?
    - Oysa ki mıknatısın çekim kuvvetini , yer çekim kuvvetini , sevgiyi, üzüntüyü, elektriği kokuyu da görmüyoruz ama varlığını kabul ediyoruz.
    - Allah gözle görülmez çünkü Allah bütün kainatı tasarrufunda tutmaktadır. Onu kainata görmeyi bekleme atari oynayan çocuğu atarinin içinde aramaya benzer (çocuk atari içindekileri istediği gibi yönlendirir.)
    - Allah madde değildir ki sen onu göresin. Allah senin bildiğin her şeyden farklıdır. Senin onu görebilmen veya bir şeye benzetmeye çalışman ,bir masaya bakıp onun ustası hakkında konuşmaya benzer. Her şeyi O yaratmıştır öyleyse her şeyin sanatkarı O dur.
    - İnsanın gözü varlıkların binde altısını görmektedir. Geriye kalan binde dokuz yüz doksan dördünü göremiyor. Allah’ın yarattıklarını bile görmeye yeterli olmayan gözle Allah’ı görememekten şikayet akla sığar mı?


    İÇGÜDÜYÜ KİM GÜDÜYOR?
    Bazı canlı davranışların sebebi içgüdüye veriliyor. Peki içgüdüyü kim güdüyor?  (Ali Suad)


    DİNDEN UZAKLAŞMA NASIL OLUR?
    Hıristiyanlar alim oldukça, müslümanlar ise cahil oldukça dinlerinden uzaklaşırlar (Charles Mismar)


    TÜRK KİMDİR?
    “Bilinmelidir ki Türk, Müslüman olduktan sonra Türk’tür”
    (Necip Fazıl Kısakürek)

    ALLAH KENDİNDEN DAHA BÜYÜK BİR ŞEY YARATABİLİR Mİ?
    Mehmed Kırkıncı Hoca’ya:
    - “Allah, kendisinden daha büyük bir mahluk yaratabilir mi?” diye soranlara şu cevabı vermiş:
    - Sonsuzdan daha büyük bir şey varsa, evet.

     
    HAZIR CEVAPLAR (MÜTHİŞ)
     

    HUZUR
    Zeynel Âbidin Hazretleri abdest alırken sapsarı kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi.
    - Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz, sebebini anlarsınız...


    KABRİSTAN
    Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
    - İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.


    ÇINAR AĞACI MAYDANOZUN NESİ OLUR?
    Selim Gündüzalp, sosyoloji hocaları olan rahmetli Seyid Ahmet Arvasi'ye:
    - Hocam demiş, "insan maymunun gelişmiş şeklidir" diyorlar. Ne dersiniz?
    Seyid Ahmed Arvasi şu cevabı vermiş:
    - O mantığa göre, çınar ağacı da maydanozun gelişmiş şeklidir.


    ÖLÜLER ÇİÇEK KOKLAMAZ
    Amerika'lı iş adamı, bir Çinli'yle alay ederek sormuş:
    - Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?
    Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş:
    - Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.


    HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR?
    - Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:
    - Eğer otuz beşinde ölmezsen!..


    ÖLÜM NEDİR?
    Talebelerinden biri, Konfüçyüs'e:
    - "Ölüm nedir?" diye sorduğunda, Konfüçyüz'ün cevabı şu olmuş:
    - Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.


    HER KOYUN
    Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dânâ Hazretlerine:
    - Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
    Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.
    Halife, kendisini sıkıştırdığında:
    - Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.


    RİYAKÂRA CEVAP
    Adamın biri, Hz. Ali'yi gıyabında yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır:
    - Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm.


    BAKIŞ FARKI!
    Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi'nin bacağındaki yarayı görüp, "Sana acıyorum" dediğinde, ondan şu cevabı almış:
    - Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum.


    MÜJDE
    Harun Reşid'in vezirlerinden biri, Behlül Dânâ'ya latife yollu takılarak:
    - "Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni, domuzlarla maymunlara çoban tayin etti" dediğinde, Behlül şu cevabı vermiş:
    - Öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine getirmeye hazırlan.


    YETMEZ Mİ?
    Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden duygulanan bir genç:
    - "Keşke Peygamberimiz'in (sav) devesi olsaydım" deyince, Ali Suad atılmış:
    - Ümmeti olman yetmiyor mu?


    DERDİN DEVASIZI...
    İbn-i Sinâ'ya:
    - Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır? diye sorduklarında:
    - Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.


    KAZA ETMEK
    Yolculardan biri, otobüs şoförünün yanına gider ve namaz vakti geçmeden bir mola vermesini rica eder.
    Şoför sinirlenerek:
    - Kaza edin efendim, der. Ne olur yani?
    Adam, sakin sakin cevap verir:
    - Ben kaza etmeden, ya sen kaza edersen?


    RUHLAR NEREYE GİDER?
    İbn-i Abbas hazretlerine "Ruhlar cesetlerinden ayrılınca nereye giderler?" diye sorduklarında, o yüce insandan şu cevabı almışlar:
    - Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa, oraya


    KADER
    Kenân Rıfâi'ye sormuşlar:
    - Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?
    Şu cevabı vermiş:
    - Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!


    TAKVA NE DEMEK?
    Ebu Hureyre "takva"nın ne olduğunu soranlara:
    - "Siz hiç dikenli yoldan geçtiniz mi?" dedi. Onlar da "Evet geçtik" dediler.
    Bunun üzerine: "O halde oradan geçerken ne yaptınız?" diye sordu. Onlar:
    - Dikenlerden sakındık, dediler.
    - İşte takva da, günah ve hatalardan sakınmaktır, cevabını verdi.


    İNSANIN MAHARETİ
    Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya'ya:
    -Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
    Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
    - Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!


    OLMADIĞI YERİ GÖSTERİN
    Materyalist öğretmen, öğrencisine:
    - Söyle bakalım, demiş. Allah nerede? Eğer bilirsen portakal vereceğim.
    Öğrencinin cevabı şu olmuş:
    - Siz bana O'nun olmadığı yeri gösterin, ben size bahçe dolusu portakal vereyim.


    HERŞEYE İYİ YÖNÜYLE BAKMAK
    Hz. Lokman'a:
    - "Edebi kimden öğrendin?" diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
    - Edepsizlerden.
     

    picture-red-rose-white21edj043477C6278EB6-4

    Mesajınız Var!

    Image and video hosting by TinyPic
    MESAJINIZ   VAR !
    Image and video hosting by TinyPic

     ÇOK ÖNEMLİ BİR MESAJINIZ VAR OKUMAK VE NE YAZDIĞINI BİLMEK İSTER MİSİNİZ?

    KURAN NE DESİN?

    Ey insan yaşıyorken hem de Kur'an çağında
    Çırpınıp duruyorsun cehalet batağında
    Kalbin katı... Gözün kör..Başın kibir dağında
    Kuran sana gel diyor bak bendedir adresin
    Ey şerefli mahlukat daha Kur'an ne desin

    Özgürce seçmen için iki yoldan birini
    Apaçık bildiriyor ayetlerini
    Ya Peygamber Ya şeytan seç diyor rehberini
    Öyle seçki sırattan rüzgar gibi geçesin
    İlla şeytan diyorsan daha Kur'an ne desin

    Ya cennet bahçesidir ya ateştir o mezar
    Mekan var mıdır ? dünyada öyle derin öyle dar
    Hiç bir şey yakın değil insana ölüm kadar
    Diyor ki hesabı var aldığın her nefesin
    Mezarlar konuşurken daha Kur'an ne desin

    Malın, mülkün, şöhretin dünyada her şeyin var
    Ya dünyadan rabbine ***ürecek neyin var
    Bana yeter diyorsan şu üç günlük itibar
    Bir dördüncü gün var ki çok çetindir bilesin
    Bunlar masal diyorsan daha Kur'an ne desin

    O münezzeh ruhtan ruh verilirken insana
    Erişilmez şeref bahşetti Allah sana
    Ne kadar sevildiğini buradan anlasana
    Sanki taparcasına kendine kul kölesin
    Nefsini put yapana daha Kur'an ne desin

    Ayet diyor ki eğer dağa inseydi Kur'an
    Param parça olurdu Allah korkusundan
    Hangi insan duyupta ibret almaz ki bundan
    Sen ki bir dağ yanında ne kadarda cücesin
    Haddini bilmen için daha Kur'an ne desin

    Bir gün var çok yakın dağların yürüdüğü
    Göklerin güneşin önünde sürüdüğü
    Kainatı toz duman dehşetinin bürüdüğü
    Kıyamet senaryosu oyun değil bilesin
    Hala ürpermiyosan daha Kur'an ne desin

    O mahkemede bütün diller susacak
    Konuşacak bu defa göz, kulak, el, bacak
    Uzuvlar birer birer işlenenleri sayacak
    Açılacak önüne defterleri herkesin
    Kendine gelmen için daha Kur'an Ne Desin..